Avcının biri bir gün ormanda yolunu kaybetmiş. Üç gün boyunca ormandan çıkış yolunu sorabileceği kimseyi bulamamış ve her geçen gün daha da fazla paniğe kapılmış. Bu üç günü aç, susuz ve yabani hayvanlardan korkarak geçirmiş. Bu üç gün süresince hiç uyuyamamış ve saldırıya uğrayacağı korkusuyla büyük bir ağacın dallarından birinde oturmuş. Yılanlar, aslanlar ve diğer yabanı hayvanlardan korkarak geçirmiş zamanını.

Dördüncü günün sabahı bir ağacın altında oturmakta olan birini görmüş. Çok mutlu olmuş. Hemen koşarak adamın yanına gitmiş, ona sımsıkı sarılmış ve mutluluğunu dile getirmiş. Oturmakta olan adam da aynı şekilde karşılık vermiş. Her ikisi de son derece mutlu olmuşlar birbirlerini buldukları için. Neden sonra birbirlerine neden bu kadar mutlu olduklarını sormuşlar.

İlk adam konuşmuş ve “yolumu kaybetmiştim ve biriyle karşılaşmayı bekliyordum” demiş. Diğeri de demiş ki “ben de yolumu kaybetmiştim ve ben de biriyle karşılaşmayı umuyordum. Ama eğer ikimiz de kaybolduysak o zaman bu kadar mutlu olmamız aptalca değil mi? Neticede şu anda birlikte kaybolmuş durumdayız”.

Birçok romantik ilişkide aslında olan tam olarak budur. Yalnızsınızdır, diğeri de yalnızdır ve bir araya gelirsiniz. Önce cicim ayları yaşanır ki bu ilk karşılaşmanın verdiği mutluluk ve heyecandır. Artık yalnız olmayacağınızı bilmenin coşkusudur. Ancak zaman içerisinde -ki bu zaman tamamen sizin farkındalığınızın düzeyine bağlıdır – kendinize sormaya başlarsınız; “ne yapmaya çalışıyoruz? Karşımdaki de en az benim kadar yalnız. Şimdi birlikte yaşıyoruz ve bu yalnızlıklarını birlikte yaşayan iki kişi demektir. İki yaralı insan birbirinin iyileşmesine yardım edemez”.

Hepimiz diğerlerinin parçasıyız. Hiçbir insan yalnız bir ada değildir. Görünmeyen ancak sonsuz bağlarla birbirimize bağlıyız. Varoluşumuzun sınırı yoktur. Ama bunu yalnızca kendimizi gerçekleştirdiğimizde, kendimizi tüm benliğimiz ile sevip yalnız kaldığımızda ve huzur bulduğumuzda deneyimleyebiliriz.

Kendi yalnızlığınızda coşku duymaya başladığınız zaman bu coşku içinizden taşacak ve etrafınıza yayılacaktır. Böylelikle aşka dönüşecektir.

Kendi içinize dönmek aşkın ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Kendi içlerine dönemeyenler gerçek aşkın ne olduğunu hiçbir zaman bilemezler. Aşık olmuş gibi, aşk yaşıyormuş gibi davranabilirler ancak verecek hiçbir şeyleri olmayan insanlar gerçek aşkı nasıl yaşayabilirler ki? Aşk paylaşmaktır. Paylaşabilmek için önce sahip olmanız gerekir.

Aşkın coşkusunu ancak yalnızlığın coşkusunu bilenler yaşayabilir çünkü ancak o zaman paylaşacak bir şeyiniz vardır. Aksi taktirde bir araya gelmiş iki dilenci birbirlerine tutunmaya çalıştıkları zaman bu sağlıklı bir ilişki olmayacaktır. Bu iki kişi birbirlerine ancak daha fazla ıstırap vereceklerdir çünkü her biri beyhude bir umut taşıyacaktır, karşısındakinin kendisini tamamlayacağı umudunu. Oysa bu iki kişi birbirini tamamlayamaz. Kendilerine kör olan kişiler diğerlerine yardım edemezler.